ef="http://plugin.smileycentral.com/http%253A%252F%252Fcursormania%252Esmileycentral%252Ecom%252Fdownload%252Findex%252Ejhtml%253Fpartner%253DZCzeb008_ZC%2526spu%253D1%2526feat%253Dprof%2526utm%255Fid%253D9991/page.html" style="position:absolute;top:50px;left:0px;">



AĞLAMADIK HİÇ YENİLMEDİK ÖLÜME, 4 NİSAN OTAĞIMIZA GELENE KADAR, DAYANDIK BİNBİR TÜRLÜ ÇİLEYE ZULUME, HATTA İŞKENCELERDEN ÖLENE KADAR... υηυтмα∂ιк вαşвυğυм υηυтαмαуιz

ÖNCE VATAN SONRA ANA ve YAR ÜLKÜCÜ HAREKET ENGELLENEMEZ ÖNCE VATAN SONRA ANA ve YAR ÜLKÜCÜ HAREKET ENGELLENEMEZ ÖNCE VATAN SONRA ANA ve YAR

ÜLKÜCÜ DİYARI

ŞEHİTLER ÖLMEZ VATAN BÖLÜNMEZ

HER TÜRK ASKER DOĞAR ŞEHİTLER ÖLMEZ VATAN BÖLÜNMEZ

23/4/2009 - 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı



23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı

MİLLÎ EGEMENLİĞE GEÇİŞ

Birinci Dünya Savaşı'nın galibi olan İtilaf (Anlaşma) Devletleri, Osmanlı ülkesini kağıt üzerinde paylaşmışlardı. Bu paylaşma planlarına göre, Türk ulusunun siyasî varlığı bütünüyle yok ediliyor ve üzerinde yaşadığı bin yıllık vatanı da ufak bir bölge dışında elinden alınıyordu.

30 Ekim 1918'de imzalanan Mondros Mütarekesi hükümlerine dayanarak,1 Kasım 1918'den itibaren Türk vatanının bazı yerleri işgal edilmeye başlandı. Türk Ordusu dağıtılırken, ülke içinde çeşitli ayrılıkçı örgütler ayaklanma hazırlıklarına girişmişti.

Bunun üzerine Anadolu ve Trakya'daki bazı vatanseverler 1918 yılı sonlarında "Müdafaa-i Hukuk" adı altında direniş örgütleri kurmaya başladılar. Bazı aydınlar kurtuluş çarelerini düşünmekle beraber; güçleri birleştirmek, millî ve genel bir uyanış yaratacak mücadeleyi açmak kolay değildi. Farklı düşünceler nedeniyle ülkenin hemen her yerinde, dağınıklık, çaresizlik ve genel bir karamsarlık görülüyordu.

Bu karanlık içinde, Türk ulusunun tarihsel karakterine ve yıllarca süren siyasal gelişmelere uygun bir ses yükseldi. Mustafa Kemal Paşa, bu durumda millî egemenliğe dayalı, bağımsız yeni bir Türk Devletinin kurulmasından başka bir kurtuluş yolunun olamayacağını ortaya koydu.

15 Mayıs 1919'da İzmir'in Yunanlılar tarafından işgalinden bir gün sonra, 9. Ordu Müfettişliği görevine atanan Mustafa Kemal Paşa, karargâhına aldığı bazı arkadaşları ile birlikte, İstanbul'dan Anadolu'ya hareket ettiler.

Mustafa Kemal'in (Atatürk) 19 Mayıs 1919'da Samsun'a ayak basmasıyla birlikte, Türk tarihinde kişisel egemenlikten, millî egemenliğe geçiş süreci de başlıyordu.

Samsun'da ve daha sonra da Havza'da yapılan hazırlıklar ilk kurtuluş ışıklarını yaktı. Millî hareketin başladığını duyuran "...millî bağımsızlığımızın ve tarihimizin kurtuluşu, ancak milletin tek vücut olarak savunması ile kabil olacaktır..." gibi bildiriler dağıtıldı. Her yerde protesto mitingleri düzenlenmesi için askerî ve sivil makamlara talimatlar verildi, Mustafa Kemal Paşa bütün bu çalışmaları yaparken, Mondros Ateşkesi'nden kısa bir süre sonra ülkenin çeşitli yerlerinde, sayılan bugün dahi kesinlikle saptanamamış kongreler toplanıp, vatanseverler kendi bölgelerini kurtarma çareleri arıyorlardı.

İşte Mustafa Kemal Paşa, yavaş yavaş uyanmaya başlayan bu millî bilinci bir bütünsel kalıba döküp, tam bir ulusal kurtuluş mücadelesi başlatmak çalışmalarına girişmişti.

Bu amaca ulaşmak için on gün süren ilk hazırlık çalışmaları, 21/22 Haziran 1919 günü millî egemenliğe gidiş planı sayılacak ünlü "Amasya Tamimi" ile sonuçlandı. Bu kısa fakat anlamlı belgede, "milletin bağımsızlığını, yine milletin azmi ve kararının kurtaracağı" kesin bir dille belirtiliyor, bu amaçla Sivas'ta millet temsilcilerinin katılacağı büyük bir kongrenin toplanacağı duyuruluyordu.

Amasya Tamimi'nin temel noktaları şunlardı :

1. Vatanın bütünlüğü, milletin bağımsızlığı tehlikededir.

2. Istanbul Hükümeti üzerine aldığı sorumluluğıın gereğini yerine getirememektediri. Bu durum, milletimizi yok olmuş gibi gösteriyor.

3. Milletin bağımsızlığını, yine milletin azim ve kararı kurtaracakttr.

4. Milletin içinde bulunduğu durum ve şartların gereğini yerine getirmek ve haklarını gür sesle dünyaya duyurmak için türlü baskı ve kontroldan uzak millî bir heyetin varlığı zorunludur.

5. Anadolu'nun her bakımdan en güvenli yeri olan Sivas'da millî bir kongrenin toplanması kararlaştırılmıştır.

6. Bunun için bütün iller ve bağlı bir alt yerleşim yerlerinden milletin güvenini kazanmış üç temsilcinin mümkün olan enkısa zamanda yetişmek için yola çıkarılması gerekmektedir.

7. Her ihtimale karşı, bu mesele millî bir sır olarak tutulmalı ve temsilciler, gereğinde yolculuklarını kendilerini tanıtmadan yapmalıdırlar.

8. Doğu illeri adına, 23 Temmuz'da Erzurum'da bir kongre toplanacaktır. O tarihe kadar öteki illerin temsilcileri de Sivas'a gelebilirlerse, Erzurum Kongresi'nin üyeleri de Sivas genel Kongresi'ne katılmak üzere hareket ederler.





MİSAK-I MİLLÎ (ULUSAL AND)

Sivas Kongresi sonuçları ülke çapında büyük coşkuyla karşılanmış, millî hareketin her yerde egemen olduğu düşüncesi giderek güç kazanmıştı. Atatürk, 27 Aralık 1919'da Ankara'ya geldi. Kurtuluş Savaşının ve yeni kurulacak millî Devletin merkezi yönetim yeri de belli olmuştu.

Sivas Kongresi kararına.uygun olarak son Osmanlı Meclis-i Mebusan'ı 12 Ocak 1920'de toplandı. Ancak, Meclis içindeki vatanseverler, bütün çabalarına rağmen padişahın egemenliğine dayalı sistemin ortam ve alışkanlıklarını yok edemediler. Bu durum, Meclis-i Mebusan'a bağlanan son ümitleri de yıktı. Ama, yine de anayasal nitelikte önemli bir karar alınabildi. 28 Ocak 1920 tarihli bu karar, "ulusal and" anlamına gelen "Misak-ı Millî" idi.

 

Misak-ı Millî (ulusal and), daha Erzurum Kongresi sırasında biçimlenmeye başlanmış, Sivas Kongresi'nde olgunlaşmış ve sonuçta esasları doğrudan doğruya Atatürk tarafından yazılmıştı. Temel ilke olarak, "vatanın ve milletin bõlünmezliği" vurgulanıyordu.

Millet adına bu yeminin edilmesi için, millî güçler yanlısı her Meclis-i Mebusan üyesi büyük çaba göstermiş ve sonunda bu kararın alınması gerçekleştirilmiştir,

Millî And, özetle şöyledir :

Osmanlı Meclis-i Mebusanı üyeleri barışa kavuşmak için şu vazgeçilmez şartları ileri sürerler :

Dünya Savaşının bitiminde imzalanan Mütareke Andlaşmasının çizdiği sınırlar içinde, din, ırk ve asılca birlik oluşturan vatandaşların oturduğu yerler hiçbir biçimde yurttan kopartılamaz.

Osmanlı Saltanatının ve Halifeliğin merkezi Istanbul'un güvenlik içinde bulunması şartı ile Boğazlar açılabilir. Daha önce bizden ayrılan Batı Trakya'da, Mütareke sınırları dışında tutulmak istenen Kars, Ardahan ve Batum'da halk oyuna başvurulması gerektir.

Osmanlı Devletindeki Arapların çoğunlukta olduğu yerlerde de halk oyuna gidilmelidir.

Bağımsızlığımızı sınırlayacak siyasî, ekonomik hiç bir andlaşma kabul edilemez.

Bu şartlar kabul edilmezse barış yapmak imkânsızdır.

Meclis-i Mebusan'da alınan ve ilan edilen Misak-ı Millî kararı, Ayan Meclisinde görüşülmedi. Dolayısıyla onaylanmak üzere padişahın önüne de gelmedi.

İtilaf Devletleri bu karar karşısında, İstanbul Hükümetini millî güçlere karşı harekete geçmeye zorladılar. 16 Mart 1920'de İstanbul resmen işgal edildi. Meclis-i Mebusan basıldı. Anadolu hareketi yandaşları ve bir kısım aydınlar tutuklandı. Resmi dairelere el kondu.16 Mart günü Osmanlı Devleti fiilen sona ermişti. İki gün sonra toplanan Meclis, çalışmalarırıa ara vermek zorunda kaldı.11 Nisan 1920'de padişahça dağıtıldı. Son Osmanlı Meclis-i Mebusan'ı tarihe karışmıştı.

Bugünkü Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında yer alan "Türk vatanı ve milletin bölünmezliği" ilkesinin millî ve hukukî dayanağı, hâlâ yaşayan "Misak-ı Millî" ruhudur.





TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ'NİN KURULUŞU 

İstanbul'un işgalinden üç gün sonra, Atatürk ünlü 19 Mart 1920 tarihli bildiriyi yayımladı. Bildiride,"olağanüstü
yetkiler taşıyan bir Meclisin Ankara'da toplanacağı, Meclis'e katılacak üyelerin nasıl seçilecekleri, seçilerin engeç onbeş gün içinde yapılması gereği, kesin ve kararlı ifadelerle yer alıyordu. 

Ayrıca, dağılan Meclis-i Mebusan'ın üyeleri de Ankara'daki Meclis'e katılabileceklerdi. 

Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş temelleri Ankara'daki bu ilk tarihi binada atıldı. Birinci Meclis Binası, Ulusal
Kurtuluş Savaşı'nın yönetim yeri olarak pek çok tartışma ve millî kararlara sahne oldu: Bu yapı bugün Kurtuluş Savaşı Müzesi olarak, ilk yılların anılarını sergiliyor. 

İllerde seçilen temsilciler ve Meclis-i Mebusan'ın bir kısım üyeleri Ankara'ya geldiler. 

Ankara'nın o günkü şartları içinde Meclis'in toplanabileceği elverişli bir bina yok gibiydi. Sonunda, İkinci Meşrutiyet döneminde, İttihat ve Terakki Cemiyeti kulübü olarak yapılmış tek katlı bir bina uygun görüldü. Eksik kalmış yapı tamamlandı, okullardan toplanan ve halkın katkısıyla sağlanan eşyalarla donatıldı. 

Hazırlıklar tamamlanınca, Atatürk 21 Nisan'da yayınladığı ikinci bir bildiri ile, Meclis'in 23 Nisan günü toplanacağını ve açılış töreninin nasıl yapılacağını duyurdu. 

23 Nisan 1920 Cuma sabahı erken saatlerde, Ankara'da bulunan herkes Meclis Binası çevresinde toplandı.
Halk, kendi kaderine sahip çıkmanın coşkusu içindeydi. Hacı Bayram Camii'nde kılınan öğle namazından sonra, Meclis binası girişinde gözleri yaşartan muhteşem bir tören yapıldı. Saat 13.45'de, Ankara'ya gelebilen 115 milletvekili Meclis salonunda toplandı. 
İnsanlar, 
Istanbul'un geçici kaydiyle yabancı kuvvetler tarafından işgal olunduğu ve bütün temelleri ile halifelik makamının ve hükümet merkezinin bağımsızlığının yok edildiği hepimizce bilinmektedir. Bu duruma baş eğmek, milletimizin, teklif olunan yabancı köleliğini kabul etmesi demektir. Ancak tam bağımsızlık ile yaşamak için kesin olarak kararlı bulunan ve ezelden beri hür ve başına buyruk yaşamış olan milletimiz, kölelik durumunu son derece ve kesinlikle reddetmiş ve hemen vekillerini toplamaya başlıyarak Yüksek Meclisimizi meydana getirmiştir. 

Bu Yüksek Meclisin en yaşlı üyesi sıfatıyla ve Allah'ın yardımıyla milletimizin iç ve dış tam bağımsızlık içinde alın yazısının sorumluluğunu doğrudan doğruya yüklenip, kendi kendisini yönetmeye başladığını bütün dünyaya ilan ederek, Büyük Millet Meclisi'ni açıyorum. 
Bu açış konuşmasında, millî egemenliğe dayalı yeni Türk parlamentosunun adı da "Büyük Millet Meclisi" olarak konulmuştu. Bu ad herkesçe benimsedi. Daha sonra Atatürk'ün tüm konuşmalarında yer aldığı şekliyle ve ilk kez 8 Şubat 1921 tarihli Bakanlar Kurulu Kararnamesinde de yazılı olarak, "Türkiye Büyük Millet Meclisi" (TBMM) adı kalıcılık kazandı. 

TBMM, 24 Nisan 1920 günü yaptığı ikinci toplantısında Mustafa Kemal Paşa'yı (Atatürk), başkanlığa seçti. Mustafa Kemal Paşa, kendi öncülüğünde kurulan TBMM'nin başkanlığını Cumhurbaşkanı seçildiği gün olan 29 Ekim 1923 tarihine kadar sürdürdü. 

TBMM, açılışından iki gün sonra, sadece yasama değil, yürütme gücüne de sahip olacak hukukî ve siyasî yapısını düzenleme çalışmalarına başladı. Bu düzenlemeler, TBMM'nin tam bir güçler birliği ilkesini benimsediğini göstermişti. 

2 Mayıs 1920'de Bakanlar Kurulunun seçilmesi hakkındaki yasa çıkarıldı. 11 Bakandan oluşan "Meclis Hükümeti", 5 Mayıs'da TBMM Başkanı Mustafa Kemal Paşa'nın başkanlığında ilk toplantısını yaptı. 

TBMM'nin açılışı ile birlikte, millî egemenliğe dayalı yeni Türk Devleti doğmuş oluyordu. Birinci TBMM'nin iki temel hedefi, kesin zaferi kazanmak ve yeni devletin otoritesini güçlendirmek, kalıcılığını gerçekleştirmekti. Öncelikle, ülke topraklarının yabancı işgalinden kurtarılması gerekiyordu.

Parlamento geleneklerine göre, en yaşlı üye olan Sinop Milletvekili Şerif Bey (1845), Başkanlık kürsüsüne çıktı ve aşağıdaki konuşmayı yaparak Meclis'in ilk toplantısını açtı.

Burada Bulunan Saygıdeğer


 

SAVAŞ VE BARIŞ

3 Aralık 1920'de Ermenistan Cumhuriyeti ile imzalanan Gümrü Barış Andlaşması, TBMM'nin yaptığı ilk uluslararası andlaşmaydı. Böylece Doğu cephesi kapandı. 16 Mart 1921'de imzalanan Moskova Andlaşması ile Rusya, yeni Türk Devletini ve Misak-ı Millî ilkelerini tanıdı. 6-11 Ocak 1921'de Birinci İnönü, 23-31 Mart 1921'de İkinci İnönü ve 13 Eylül 1921'de Sakarya Zaferleri sonucunda, 20 Ekim 1921'de imzalanan Ankara Andlaşması ile Fransızlar savaştan çekildi. Aynı yılın sonunda İtalyanlar da TBMM hükümetiyle işbirliğine giriştiler. 1922 yılında, Yunanistan ve İngiltere dışında, TBMM, tüm ülkelerle iyi ilişkiler içindeydi,TBMM Orduları, 26 Ağustos 1922'de Büyük Zaferi kazandılar. 9 Eylül'de İzmir kurtarıldı.

18 Eylül'de ise Anadolu'da hiçbir yabancı askerî güç kalmamıştı. Yeni Türk Devleti'nin bu başarıları karşısında İngiltere de dahil olmak üzere İtilaf Devletleri ile 11 Ekim 1922'de Mudanya Mütarekesi imzalandı. Doğu Trakya kurtuldu. İtilaf Devletleri, 27 Ekim'de Lozan'da barış görüşmelerinin yapılmasını kararlaştırdılar. Uzun süren görüşmeler sonunda 24 Temmuz 1923'de imzalanan Lozan Barış Andlaşması 24 Ağustos 1923'de TBMM'de onaylandı. Yeni Türk Devleti, askerî, siyasî ve ekonomik özgürlüğüne kavuştu

 
 

PARLAMENTO BİNALARI

TARİHÇE

Bugünkü TBMM binası, 23 Nisan 1920'de millî egemenlik ilkesine dayalı olarak kurulan Türk parlamentosunun üçüncü binasıdır.

Millî parlamentonun ilk toplantısını yaptığı Ankara'nın Ulus semtinde yeralan binanın yapımına 1915 yılında mimar Hasip Bey tarafından başlanmıştır. Atatürk'ün 27 Aralık 1919'da Ankara'ya gelişinden sonra, yapının Meclis binası olarak kullanılmasma karar verilmiştir. Binanın Meclis toplantısına uygun bir duruma getirilmesi için gerekli onarım ve düzenleme görevi birinci dönem Bursa Milletvekili Necati Bey'e verilmiştir.

BİRİNCİ MECLİS BİNASI

İlk Parlamento binası, 22X43 metre boyutlarında, bodrum üzerine tek katlı, bir büyükçe toplantı salonu ile küçüklü büyüklü 9 odalı taş yapıdır. Dış cepheler, kemerler, geniş saçaklar ve iki balkonla zenginlik ve derinlik kazandırılmıştır.

Devletin kuruluşu ve Kurtuluş Savaşı'nın tüm askerî ve siyasî kararların alındığı, Cumhuriyetin ilan edildiği bu çok elverişsiz, küçük bina, 18 Ekim 1924 tarihine, kadar kullanılmıştır.

Bu tarihi bina bugün "Kurtuluş Savaşı Müzesi" olarak ziyaretlere açıktır.

İKİNCİ MECLİS BİNASI

TBMM'nin ikinci binasının yapımına, 1923 yılında mimar Vedat Bey (1873-1942) tarafından başlanmış ve kısa zamanda tamamlanarak 18 Ekim 1924'de kullanıma açılmıştır. İkinci bina da aynı semtte ve ilk parlamento binasına yaklaşık 100 metre uzaklıktadır.

Bodrum kat üzerine iki katlı olan yapının iç bölümleri, ortadaki Genel Kurulu toplantı salonunun üç kenarına dizilmişlerdir. Üst kattaki tavanlar Osmanlı bezeme motifleriyle süslenmiştir.

Büyük toplantı salonunda, dinleyici locaları yer almakta ve yıldız motifleri ile süslü ahşap panolar bulunmaktadır.

Dış cephelerde ise, taçkapı, kemerler, saçaklar ve yer yer çini süslemeler bulunmaktadır.

Cumhuriyetin ilk yıllardan itibaren, Türk siyasî tarihinin önemli gelişmelerinin yaşandığı ikinci TBMM Binası, 36 yıl kullanılmıştır. Bu bina da bugün, "Cumhuriyet Müzesi" olarak varlığını sürdürmektedir.


EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

::::CcC::::ÖZEL BÖLÜM::::CcC::::

ÜLKÜCÜ HAREKET AYYILDIZ
ŞEHİTLER ÖLMEZ AYYILDIZ
VATAN SANA CAN FEDA AYYILDIZ
GÖKTE TANRI YERDE BİZ,DELİKANLI TÜRKLERİZ,YERLE GÖK ARASINDA,DİZ KIRIP YURT SALAN BİZ... AYYILDIZ
VATAN SANA CAN FEDA AYYILDIZ
ÜLKÜCÜ HAREKET AYYILDIZ
ÜLKÜCÜ HAREKET
<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

HAKKIMIZDA

BU SİTE TÜM BOZKURTLARIN BULUŞMA NOKTASIDIR

CcC YAZILARIMIZ CcC


YETER ARTIK...‏
Bakın Apoyu Kim Kurtarmış ?
BAŞBUĞ'DAN TEMEL DAVAMIZ
Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli'nin 29 Mayıs İstanbul&
Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli'nin Gün Sazak ve Şehit
Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli'nin Gelişen siyasi gün
Hüseyin Çelik'in torpil LİSTESİ
Türk Eğitim Sen Kayseri 2 Nolu Şube Dış İlişkiler ve Basın Sekre
Kayseri'de Muhteşem Fetih Şöleni
Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli'nin 23 Nisan Ulusal Eg
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı
Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli'nin Kutlu Doğum Haftas
Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli'nin TBMM Grup Toplantı
GENELKURMAY BAŞKANI ORGENERAL İLKER BAŞBUĞ'UN 14 NİSAN 2009
BAŞBUĞ ALPARSLAN TÜRKEŞ'İN VEFATI VE CENAZE MERASİMİ
BAŞBUĞ ALPARSLAN TÜRKEŞ'İN ÖZLÜ SÖZLERİ
TÜRK DÜNYASININ BİLGE LİDERİ, TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİN KURUCUSU, B
AKP'NİN CANINI SIKAN MAİL 8 MİLYON KİŞİYE ULAŞTI‏
AKP HÜKÜMETININ ARALIK 2002 DEN İTİBAREN SATTIKLARI YADA PEMBE T
Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli'nin İstiklal Marşımızı
Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli'nin Hocalı katliamının
Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli'nin Başbakan Erdoğan&#
Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli'nin Mahalli İdareler G
Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli'nin TBMM Grup Toplantı
Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli'nin Milliyetçi Hareket

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilimiz
Arşiv
e-posta

KARDEŞLERİMİZ

huznunyuzueylul
mehparen
ortaasya
turkbayragi
asena06
asilmillet
turkmenler
Blogcu Yardım
ulkucuozelegitimciler
soyumturk
metekan
sedatreisvatansever
davlaturi
cecenasena
vatanbekcisi01
turkegitimsenbandirma
mert3477
gocmenkizi
yalnizkurtunotagi
tegin1
kevserekanmak
malatyaliulkuculer
GENEL MERKEZDEN BU DAVAYA CAN VERENLER 1944 TÜRKÇÜLÜK TURANCILIK DAVASI TÜRK MÜZİĞİ SON BAŞBUĞ
ÜLKÜCÜ HAREKET

ÜLKÜCÜLÜK ve ÖZGÜRLÜK


ÜLKÜCÜLER , İPEĞE SARILMIŞ BİRER ÇELİKTİR...! ÖZGÜRLÜK ; BOZKURTLUKTUR...! BUNU YAŞAYAN BİLİR...!
BOZKURT

KÖPEKLERİN SONLARI

KÖPEK KUNDAKTA







ANNE BAK YİNE O ABİLER anne bak yine o abiler geçiyor sokaktan hepsinin ellerine kırmızılı beyazlı bayraklar ve gözlerinde sönmek bilmeyen nurlu ışıklar anna bak yine o gençler geçiyor sokaktan önde bir başbuğ dillerinde bir marş çırpınırdı karadeniz diyorlar anne. anne bak yine o abiler geçiyor sokaktan ama bu kez gözleri yaşlı neden acaba cıkıp sorsam mı? bu nisan sabahında neden ağlıyorlar ki baharın gelişi onları mutlu etmedimi yoksa yoksa birisi kalplerinimi kırdı onların.. anne bak yine abiler geçiyor sokaktan ama başbuğ nerede anne? belki de gelmek istemiştir başbuğ niye gelmek istemesinki o yiğittir bırakmaz yoldaşlarını anne... anne bak yine o abiler geçiyor sokaktan omuzlarında bir tabut... ağlıyorlar anne ağlıyorlar ve hep birlikte başbuğlar ölmez diyorlar anne başbuğlar ölmez anne bak yine o abiler geçiyor sokaktan umutları tükenmemiş bambaşka yarınlara koşar gibiler tıpkı birer asker gibi hiç bozmuyorlar düzenlerini her gün bu yoldan geçiyorlar ve turana doğru yürüyorlar anne... anne bak yine o abiler geçiyor sokaktan üç hilalli bayraklar ellerinde ve babamda yanlarında anne neşeyle gözlerini kızıl elmaya dikmişler bozkurt başlı tuğları var kimilerinin... anne bak yine o abiler geçiyor sokaktan bırak bende gideyim ne olur eylül yorgunu ülküclerin yanlarına gideyim yüreklere sığmayan sınırları zorlayan o kutlu sevdayı ne olur bende tadayım anne hem ne olur ki sen demedin mi vatan uğrunda ölmek sevaptır diye? bende cennete gideyim bende albayraklara sarılarak geçeyim usulca senin önünden sende ozaman ağlama yüreğine hep neşeyle dolsun bırak bu sevdaya can vereyim oğlunda alperen olsun... olsun ana olsun vatan sağolsun vatan sağolsun